PSİKİYATRİSLER, “AHLAKIN GELİŞİMİ VE NÖROBİYOLOJİSİ”Nİ
ELE ALDI

      Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından düzenlenen panelde “Ahlakın Gelişimi ve Nörobiyolojisi” ele alındı.

      11 Şubat 2011 Cuma günü Gevher Nesibe Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen panelin ilk konuşmasını ERÜ Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Didem Behice ÖZTOP yaptı.

      Çocuklarda ahlak gelişimiyle ilgili sunumunda Yrd. Doç. Dr. ÖZTOP, ahlakın bireyin topluma uyum sağlamak için değerler sistemi oluşturma sürecini, ahlak gelişiminin ise doğru ve yanlış esaslarla ilişkili düşünceler, duygular ve davranışları içerdiğini kaydetti.

      Ahlak gelişim kuralları ve ahlaksal gerçeklik evrelerini sıralayan Yrd. Doç. Dr. ÖZTOP, “Adalet duygusu çocukların, kendi aralarında kurdukları işbirliği, karşılıklı saygı ve dayanışmalar sonucu gelişir. Birinci Evre (5-7 yaş) adaletin otorite ve kanunla eş anlamlı olduğu evredir. İkinci Evre (7-12 yaş), eşitlik kavramının itaatin üstünde algılandığı, emirlere adil olmaması halinde uyulmadığı evredir. Üçüncü Evre ise (12-14 yaş), her bireye içinde bulunduğu koşullar dahilinde adil davranmayı kapsayan eşit adalet evresidir. Erken ahlaki gelişimde, insanların farkında olma ve rol üstlenme gerekliliği; sonraki ahlak gelişiminde de güncel ahlaki yargıda bulunma deneyimleri ortaya çıkar” dedi.

      ERÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul EŞEL de, “Ahlakın Evrimsel Gelişimi ve Nörobiyolojik Temelleri” başlığı altında sunum yaptı.

      Prof. Dr. EŞEL, ahlakın doğru ve yanlış olan davranışları belirleyen bir kavram, ahlaki gelişmenin, psikolojik, sosyal ve biyolojik faktörlerin etkileşmesinin sonucu, ahlaki karar vermenin ise duygusal bir işlem olduğunu ifade etti. Ahlakın neden nörobiyolojik olduğunun üzerinde duran Prof. Dr. EŞEL, son yıllardaki çalışmaların ahlaki yargıların çoğunda hızlı ve otomatik çalışan affektif sezgilerin rolünün büyük olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.

                         İnsanların çoğu ahlaklı olma eğiliminde
Sunumunda ahlakın evrimsel temeli, sosyalleşme sonuçlarına da dikkat çeken Prof. Dr. EŞEL, “Ahlaki davranışların ilkel şekilleri sosyal yaşamı tercih eden hayvan gruplarında ortaya çıkar. Sosyal hayvanlarda grupta yaşamak uğruna hangi dürtülerin baskılanması, hangilerinin değiştirilmesi gerektiği bilgisi az çok gelişmiştir. Özellikle insana yakın olan primatlarda ahlaki davranışın birçok örneklerine rastlanmakta. Birçok maymun türünde kendi yakınlarını ve arkadaşlarını agresyondan korumak için ona sarılma, saldırgandan uzaklaştırma davranışı sıkça görülür. Hayvanların yakını olmayan türdeşleri ile yiyeceklerini paylaştıkları, hatta bazen hasta olana yardım ettiklerine dair anekdotal bilgiler vardır. Bu davranışlar aslında hayvanlarda da empatinin bir miktar gelişmiş olduğunu gösterir. Primatlarda bir kavgada yenilmiş olan hayvanı, arkadaşlarının kollarını onun omzuna atmak suretiyle teselli ettikleri bildirilmiştir. Evcil hayvanların evdeki herhangi birisi hastalandığında ‘distres’ işaretleri gösterdikleri bildirilmektedir. Sıçanların yemek pedalına basmayı öğrendikten sonra, bu pedala basmanın gözlerinin önünde bir arkadaşlarına acı verdiğini gördükten sonra basmamaya başladıkları gözlenmiş. Maymunlar haksızlığa uğradıklarında ya da birisinin haksızlığa uğradığını gördüklerinde olumsuz tepkiler veriyorlar. Yani; ilkel bir adalet duygusu maymunlarda da var. Sonuç olarak, evrimsel süreç insanları sosyal grup içinde ahlaklı davranacak biçimde programlamıştır. Dolayısıyla tüm kültürlerde insanların çoğu ahlaklı olma eğilimindedir. Bu görüş insanın temelde kötü içgüdülerle donatılmış olduğunu, uygarlığın bu doğal güçler üzerinde baskı kurarak, bir kültürel süper ego oluşturmak suretiyle onları kontrol ettiğini ileri süren Freudien görüşe terstir” diye konuştu.

      Panelin son konuşmacısı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Saffet GÖNÜL ise, “Ahlaki Değerlendirme Beyinde Görüntülenebilir mi?” şeklinde sunum yaptı.

      İsteklerin anında doyurulma isteği, sıklıkla engellemelere karşı aşırı reaksiyon, affektif yüzeysellik, dürtüsellik, yargı kusurları (yapılacak veya seçilecek davranışın kısa ve uzun dönem getirileri konusunda hatalı karar verme), hatalardan öğrenememe ve manüpülatif davranış görüntülerinin anti sosyal kişiliği ifade ettiğini kaydeden Prof. Dr. GÖNÜL, duygular üzerine şunları söyledi: “Kişilerin kendilerinin dahil olduğu durumlarda, beynin yargı ve karar alma yetenekleri ile ilgili bölgelerde işlev kaybı oluyor ve karar süreci doğru durum için uzuyor. Kişilerin kendilerinin dahil olmadığı durumlardaki yargıları, ahlaki ikilem içermeyen durumlarınkine benziyor” dedi.

      Soru cevap kısmının ardından panel sona erdi.